SESLI SOHBET GIRISI

Timurlenk Kimdir BoZKuRTLaRSeSLi.CoM Seslichat Seslisohbet

BÖRTECINE
Tarih: Temmuz 20th, 2013 at 10:35 am

Timurlenk Kimdir? Timur Hakkında Herşey Mutlaka Okuyun

Türk dünyasının en büyük hükümdarlarından ve tarihin en büyük cihangirlerinden olan Timur Han, 8 Nisan 1330′da Keş yakınında, Şehrisebz’de doğdu. Babası Barlas Aşireti reislerinden Emir Turgaya, annesi ise Tigin Hatun’dur. Babasının ölümünden sonra başgösteren anarşi üzerine yönetimi eline alan Timur, arasının açıldığı Maveraünnehir hakimi Emir Hüseyin’in 1370′te ölümünün ardından; bölgeye tek başına hakim oldu. Yüksek bir askeri kabiliyete sahip olan Timur Han, kısa sürede İran, Azerbaycan, Irak-ı Acem ve Irak-ı Arab’ı ele geçirdi ve Harezm’i kendisine bağladı. 1389′a kadar yaptığı beş seferle Uygurları emri altına aldı. Altınordu’yu yenerek, İdil lrmağı (Volga)’nın doğusuna kadar hakimiyetini genişletti.

Timur, 1399′da Kuzey Hindistan’ı ele geçirdi. 1402′de Suriye’yi de zapteden Timur, 1402′deki Çubuk Savaşı’nda Osmanlı ordusunu yenince, Osmanlı ülkesinin de önemli bir bölümünü hakimiyeti altına aldı. Bu savaşın en büyük etkisi, Yıldırım Bayezid gibi bir Osmanlı sultanının vefatı ve Osmanlı ülkesinin 11 yıldan fazla sürecek ‘Fetret Devri’ni yaşaması oldu. Daha sonra 200 bin kişilik ordusuyla Çin seferine çıkan Timur Han, bu sefere giderken 18 Şubat 1405′te Siriderya yakınındaki Otrar şehrinde vefat etti.

İlim adamlarına sahip çıkan Timur, hakim olduğu yerlerde çok sayıda medrese ve kütüphane yaptırarak, bilhassa Semerkant’ı imar etti. Timur, hakimiyeti döneminde Moğol putperestliği, Hind Budizmi ve İran Zerdüştiliğine karşı mücadele ederek, İslamiyeti sağlam temellere yerleştirmenin yanı sıra, göçebe Türkleri de yerleşik hale getirdi. Tüzükat-i Timur adıyla kanunlar çıkaran Timur Han, kendi tarihini de kendisi yazdı. Türklük düşüncelerini, “Biz ki, Müluk-ı Turan, Emir-i Türkistanız”, “Biz ki Türk oğlu Türküz” ve “Biz ki, milletlerin en kadimi ve en ulusu Türkün başbuğuyuz” ifadeleriyle dile getirmiştir.

Timur’un gerçek adı Temir Gürkan’dır. Temir kelimesi bugün kullandığımız Demir kelimesinin karşılığı oluyor.
Devturkler.com
Bizzat kendi eliyle, Çağatay lehçesinde yazdığı Tüzükat-ı Temir (Temir Yasası)’in ilk maddesi “Türklüğü yüceltmek için yaşa, Türk’e kılıç kaldıran eli kır” idi… Kayınbiraderi Sırp Kralı Stefan’ın da desteğiyle Anadolu’daki Türk oğlu Türk Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Germiyanoğulları ve Menteşeoğulları beyliklerini yok eden, yani yaklaşık 200.000 Türk’ü katleden Rum cariye Maria’nın çocuğu Bayezid’in tepesine bu yüzden çökmüştür.

Ankara Savaşı’nı kazandıktan sonra Osmanlı toprağını kendi devletine katsaydı, işte Turan kurulmuştu. Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan bu büyük devletin ve Temir Gürkan’ın asil kanından gelen bir hanedanın sonu devşirme Osmanlı’nın sonu gibi olmazdı ve belki de bugün dünya üzerinde Amerika’nın hükmü yerine Türk’ün hükmü geçiyor olurdu.

Resmî tarihe, lise tarih kitaplarına bakacak olursak “Topal Timur” veya “Aksak Timurlenk” Anadolu’yu istilâ etmeye kalkışan yağmacı çapulcu bir Moğoldur; “Yıldırım Bayezid” ise hanlar hanı, büyük sultandır…

Halbuki Temir Anadolu’ya kendisinden yardım isteyen Türk beyliklerini Bayezid’in zulmünden ve katliamından kurtarmak için girmiş, işi bittikten sonra da oraları işgal etmeye tenezzül etmeyip kendi yurduna geri dönmüştür.

Temir’in ordusunda gayri Türk unsur yoktu. Bayezid’in ordusunun büyük bir kısmı ise kayınbiraderi Stefan’ın verdiği Sırp askerlerden oluşuyordu. İki ordu Ankara ovasında karşı karşıya geldiğinde, Bayezid’in ordusundaki Türk askerlerin tümü Temir’in ordusuna geçti ve Bayezid Sırp askerleriyle baş başa kaldı… Ve sonuçta Türk’ün Ulu Başbuğu Temir Gürkan, Rum cariye Maria’nın çocuğu Bayezid’in kafasını ezdi…

Bayezid esir alınıp Taşkent’e götürüldüğünde, yanında karısı Despina Lazareviç (Sırp Kralı Stefan’ın kızkardeşidir, devşirildikten sonra Ayşe Sultan adını aldı) de vardı. Bayezid Taşkent’te bir konakta tutuluyordu, konağın içinde serbest dolaşıyordu ve rahat yaşıyordu ama dışarı çıkması yasaktı, karısı Despina da yanındaydı. En sonunda Despina kendi isteğiyle Temir’in haremine girdi. Bayezid Anadolu’daki 200.000 Türk’ü Despina’nın (ve dolayısıyla ağabeyi Stefan’ın) aklına uyarak katletmişti fakat bu alçak kadın en büyük darbeyi Bayezid’e vurdu. Temir haremine giren Despina’yı çırılçıplak bir şekilde Bayezid’in önüne atmış ve “İşte bu kadın yüzünden Türklere kıydın ve bu hâllere düştün” demiş. Bu duruma dayanamayan Bayezid parmağındaki yüzüğün içindeki zehiri içerek rezil hayatına son verdi… Ölümü resmî tarihe göre böyle değildir, farklı bir şekilde anlatılır ama doğrusu budur.

Atatürk Timur’a hep Demir derdi. O, Timur’un kurduğu devlet düzenine, dehasına ve savaşçılığına hayrandı. O’nun için Demir, dünyanın en büyük savaşçılarından ve devlet adamlarındandı.
Atatürk, O’nun savaş dehasına tam anlamıyla hayrandı. O’nun, Demir’in savaşçılığına olan hayranlığını, Mahmut Esat Bozkurt bir anısında şöyle anlatıyor:
Atatürk bir gün Yıldırım ile Demir arasındaki Ankara Meydan Savaşını harita üzerinde değerlendiriyordu. Bakınız dedi. Yıldırım, Demir’i öyle bir kıskaç içine almıştı ki, bu kıskaçtan Demir’den başka bir kumandan kurtulamazdı. O, çıktı ve düşmanını yendi. 10
Atatürk, Demir’in savaşçılığından da çok önem verdiği yönü ise kurduğu devletin muhteşem sistemiydi. Atatürk; Ben Demir zamanında gelseydim, O’nun yaptığı işleri başaramazdım. O, benim zamanımda gelseydi, yaptıklarımdan daha çok büyüklerini yapardı demişti.

Irkımız SağolsunYıldırım Bayezid, Emir Timurlenk ve Anakara Savaşı

Öncelikle bu iki büyük Türk Hakan’ı Yıldırım Bayezid ve Timurlenk hakkında kısa da olsa biyografik bilgiler vermeye çalışalım.

YILDIRIM BAYEZİD

Yıldırım Bayezid 1360 yılında Edirne’de doğdu. Babası Murad Hüdavendigar, annesi Gülçiçek Hatundur. Gülçiçek Hatun aslen Rum’dur.

Yıldırım Bayezid yuvarlak yüzlü, beyaz tenli, koç burunlu, ela gözlü, kumral saçlı, sık sakallı ve geniş omuzluydu. Girdiği savaşlarda gösterdiği cesaretten dolayı ona “Yıldırım” lakabı verilmişti.

Çocukluğunu Bursa Sarayı’nda kardeşleriyle birlikte geçirdi. İyi bir eğitim ve öğretim gördü. Devrin en büyük âlimlerinden dersler aldı.

Gençliğinde Kütahya sancağında valilik yaptı. Sultan Murad Hüdavendigâr’ın vasiyeti gereği 1389 yılında padişahlığa getirildi. Tahta çıktığında 29 yaşındaydı.

O dönemde Sırbistan’ın başında, Kosova savaşında ölen Kral Lazar’ın oğlu Stefan Lazaroeviç vardı. Barış antlaşması için geldiği Edirne’de kız kardeşi Maria’yı Bayezid’e verdi. Bu evlenme sayesinde Osmanlı-Sırp dostluğu kuruldu.

Bilindiği üzere Yıldırım Bayezid, Timur’la yaptığı Ankara Savaşı’nda yenildi ve esir düştü.

13 yıl süren saltanatı sonunda esaretinin başlamasından 7 ay 12 gün sonra 1403 yılında vefat etti.
* * *

EMİR TİMUR

Emir Timur 1336 yılında, bugün Özbekistan topraklarındaki Semerkand’ın 50 mil/80,47 km. güneyinde bulunan Keş’de dünyaya geldi.

Türkler kendisine, sol ayağı doğuştan sakat olduğu için, Aksak Timur derlerdi. Barlas aşiretinin liderlerinden Emir Turagay ile Tekina Hatunun oğluydu.

1370 yılında hükümdar olan Timur, devlette çok önemli askeri ve idari düzenlemeler yaptı.

1373′de Harizm seferine çıktı, Kat şehrini ele geçirdi. Daha sonra Celayirlilerin başkenti Hocend üzerine yürüdü ve şehri zaptetti. Bu bölgede seferlere ve zaferlerine devam eden Timur giderek güçlendi.

1379′da Harizm’i tamamıyla, 1381′de de Sebzvar’ı topraklarına kattı. 1384′de Irak-ı Acem’e giren Timur, aynı yıl Esterabat’ı ele geçirdi.

1386′da Tebriz, Kars ve Tiflis’i aldı. Azerbaycan ve Ermenistan bölgelerindeki seferleri sonunda Karakoyunlulara karşı savaştı ve 1387′de Doğu Beyazıt, Ahlat, Adilcevaz ve Van’ı ele geçirdi. İran’a yönelen Timur, Maraga, Rey ve Isfahan’a yürüdü. 1389 yılında Altınordu Devleti üzerine sefere çıkan Timur, iki kez zafer kazandı.

1391 yılında Mazerdan bölgesini ele geçirdi. Timur, bütün Şiraz ve Kirman’ı zaptettikten sonra Bağdat, Tekrit, Erbil ve Musul’a hâkim oldu. Urfa’yı da ele geçiren Timur, bir süre sonra Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylerini kendine bağladı.

1395 yılında Derbend’i ele geçirerek kuzeye yönelen Timur, Ukrayna ve Kiev üzerine yürüdü. Özi ırmağı kıyısında bulunan Kırım ve Azak çevresindeki Ceneviz kolonilerini aldı ve Moskova’ya dayandı.

1398′de Hindistan’a girdi. Delhi’yi ele geçirdi. 1400′de toplanan kurultaydan sonra Gürcistan Seferi’ne çıkma kararı aldı. Ardahan ve Kars üzerinden Bingöl’e geldi.

Ahmed Celayir ve Kara Yusuf, Timur’dan kurtulmak için Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’e sığındılar. Bayezid, Timur’a bağlı olan Erzincan’ı ele geçirdi. Timur ise 1400 yılında Erzincan’a tekrar hâkim oldu ve Sivas, Malatya ve Behisni şehirlerini zaptetti. Suriye üzerine yürüyen Timur önce Halep’i, ardından Şam’ı kuşattı ve orayı da aldı.

1402 yılında Erzurum, Erzincan, Kemah ve Kayseri üzerinden Ankara’ya doğru hareket etti. Ankara’da Çubuk ovasında yapılan savaşta (Ankara Savaşı) Osmanlı Kuvvetlerini büyük bir bozguna uğratan Timur, Yıldırım Bayezid’i esir aldı. Bir yıl Anadolu’da kalan Timur bütün Anadolu illerini ele geçirdi.

1403′te Gürcistan, 1405′te Çin seferine çıktı. Pir Muhammed’i yerine veliaht bırakan Timur, aynı yılın 14 Şubat’ında Otrar’da vefat etti.
***

ANKARA SAVAŞI (1402)

Yıldırım Bayezid Han; Niğbolu zaferiyle Rumeli’de Osmanlı hâkimiyetini tesis ettikten sonra, Anadolu’da birliği sağlamak için harekete geçti. Bu niyetle Aydın, Menteşe, Karaman ve İsfendiyaroğulları beyliklerine son verdi. Ancak bu beyliklerin başındaki beyler, Asya’da kuvvetli bir devlet kurup, batıya yönelen Timur Han’a sığındılar.

Aynı şekilde Timur Han’ın, hükümdarlığına son verdiği Karakoyunlu beyi Kara Yusuf ile Tebriz hükümdarı Ahmed Bey de Yıldırım Bayezid Han’a sığınmış, Erzincan beyi Mutahharten de akrabalarını Yıldırım Bayezid Han’a göndererek yardım istemişti.

Timur Han’a sığınan Anadolu beyleri, Osmanlı sultanı hakkında; Timur Han’ın önünden kaçan beyler de Yıldırım Bayezid Han’a Timur’la ilgili olmadık şeyler söyleyip kötüleyerek, her iki Müslüman Türk hükümdarının arasını açtılar, iki taraf da karşılıklı kendilerine sığınanları müdafaa ettiler.

Timur Han, Yıldırım Bayezid Han’a mektup göndererek kendisine sığınanların iadesini istedi. Bu mektuplarda her iki hükümdarın birbirlerine hakaret dolu sözlere yer verdiklerini nakledenler varsa da, tarihçiler arasında bunları kabul etmeyenler de mevcuttur.

Mektuplaşmalar neticesinde Yıldırım Bayezid Han, Timur Han’ın isteğini kabul etmeyince savaş kaçınılmaz oldu.

Timur Han, kuvvetli bir ordu ile Anadolu içlerine doğru harekete geçti. Bunu haber alan Yıldırım Bayezid Han da, İstanbul kuşatmasını kaldırarak, kuvvetlerini Bursa’da toplamaya başladı.

Bursa’dan hareket eden Osmanlı ordusu, iki koldan yürüyerek Ankara önüne geldi. Bu sırada Timur Han, Sivas’ı ele geçirmişti. Onun, Sivas’ta olduğunu haber alan Yıldırım Bayezid Han, ağırlıklarının bir kısmını Ankara’da bırakarak Akdağmadeni ve Kadışehri dağlık mıntıkasında mevzi almak istedi. İki ordunun öncü kuvvetleri Sivas ve Tokat bölgelerinde karşılaştılar ise de, Osmanlı sultanı, Sivas ile Tokat arasındaki geçitleri tuttuğundan, burada muharebe yapmayı kendisi için tehlikeli gören Timur Han, Kayseri’ye doğru yürüdü.

Timur Han, Yıldırım Bayezid Han’ı kendisine doğru çekmek istediyse de, duruma vâkıf olan Yıldırım Bayezid Han, bu oyuna gelmedi ve yapacağı taarruzun zamanını bekledi.

Timur Han, Kırşehir üzerinden hızla Ankara önlerine gelerek kaleyi kuşattı. Kale muhafızı Yakup Bey, kaleyi şiddetle müdafaa etti. Timur Han, Osmanlı ordusunun geleceğini tahmin ettiği yolu iyice tahkim etti. Osmanlı ordusu ise onun hiç beklemediği taraftan ve tahmininden çok erken, Ankara önlerine geldi.

Osmanlı ordusunun merkezinde Yıldırım Bayezid Han bulunuyordu. Yanında sadrazam Çandarlı Ali Paşa, şehzade İsa, Mustafa ve Musa Çelebiler yer alıyordu.

Sağ cenahta bulunan Anadolu birliklerine vezir Timurtaş Paşa, sol cenahta yer alan Rumeli birliklerine Şehzade Süleyman Şah kumanda ediyordu; ihtiyat kuvvetlerinin başında da Şehzade Mehmed Çelebi bulunuyordu.

Sol cenahın ihtiyat kuvvetlerini, Sırbistan despotu ve Sultan’ın kayın biraderi Stefan Lazareviç’in kumandasında yirmi bine yakın zırhlı Sırp askeri meydana getiriyordu.

Merkez ihtiyatında Karakoyunlular, sağ cenahın ihtiyatında Kara Tatarlar denilen Türkleşmiş Moğollar yer alıyordu.

Ayrıca Süleyman Şah’ın kumandasında akıncı kuvvetleri de vardı. Osmanlı askerinin sayısı yetmiş binden fazla idi.

Timur Han, ordusunun merkezinde yer almıştı. Torunu Muhammed Mirza, zırhlı ve atlı olan Mâverâünnehir askeri ile ihtiyatta idi. Diğer torunları Pir Muhammed ve İskender Mirza, Muhammed Mirza’nın yanında yer alıyorlardı.

Sağ cenaha üçüncü oğlu Miranşah, sol cenaha ise dördüncü oğlu Şahruh Mirza kumanda ediyordu.

Zırhlı otuz iki fil, ordunun önünde dizilmişti.

İkiye ayrılmış olan merkez kuvvetlerinin sağ tarafına Timur Han’ın ikinci oğlu Ömer Şeyh Mirza, sol tarafına ise Emîr Celâl İslâm kumanda ediyordu.

Akkoyunlu sultanı Osman Bey ile Emîr Cihan Şah’ın tümenleri, sağ cenahın önünde yer almıştı. Mutahharten Bey, Karamanoğlu, Aydınoğlu, Menteşeoğlu, Germiyanoğlu, Saruhanoğlu ve Candaroğlu sağ cenahta yer almışlardı. Çağatay sultanı Mahmud Han, Timur’un yanında idi.

Muharebe günü sabah namazından sonra Yıldırım Bayezid Han, askerlerine veciz bir hitabede bulundu. Fakat karşı taraf da Sünnî Müslüman ve Türk olduğu için, askerin, Hıristiyan ordularına karşı gösterdiği başarıyı gösteremeyeceği ortada idi.

İki ordu, Ankara’nın kuzeydoğusundaki Çubuk ovasında, 28 Temmuz 1402 tarihinde karşılaştı.

Burada, o devrin en büyük kumandanlarından ikisi arasında tarihin en büyük savaşlarından biri oldu.

Fil görmemiş Osmanlı atları ürktü. Osmanlı ordusundaki Kara Tatarların, aniden Timur tarafına geçip, Rumeli sipahilerinin arkasından ok atmaya başlamaları, Osmanlının taarruz gücünü kırdı. Bu sırada Osmanlı ordusundaki Karaman, Candar, Germiyan, Aydın, Menteşe ve Saruhanlı sipahileri karşı tarafta bayrak açmış olan beylerini görünce, Timur Han’ın tarafına geçtiler. Yıldırım Bayezid Han’ın yanında az bir asker kaldı.

Osmanlı ordusunun bir kısmı geri çekildi. Kara Timurtaş ve Firuz paşalar, birlikleri tamamen bozuluncaya kadar dayandılar.

Yıldırım Bayezid Han, gün batarken üç bin kişi ile Çataltepe’de muharebeye devam ediyordu. Burada süren üç saatlik vuruşmadan sonra, mağlûbiyeti anlayınca etrafındaki askerleri yararak kurtulmak istedi. Yıldırım Bayezid Han’ın atı yaralanınca, oğlu ile beraber, Çağatay hanı Sultan Mahmud’un kumanda ettiği birlik tarafından esir alındı.

Timur Han, kendisini iyi karşıladı ve tesellide bulundu. Bir Osmanlı padişahına yaraşır şekilde, izzet ve ikramda bulundu.

Timur’un, Yıldırım Bayezid Han’a iyi davranmadığı iddiaları uydurmadır.

Ancak, esaret zilletini çekemeyen Yıldırım Bayezid Han, kederinden ve nefes darlığından kırk dört (44) yaşında vefat etti. (Rahmetullahi aleyh)

Timur Han, Yıldırım’ın ölüm haberini alınca; “Yazık oldu, büyük bir mücahid kaybettik” demekten kendini alamadı.

Ankara Savaşı, Orta Çağ’ın en büyük meydan muharebesidir. İki yüz binden fazla Türk askeri, birbiri ile savaşmıştır. Anadolu topraklarında iki Müslüman devlet arasında yapılmış olan büyük meydan muharebelerindendir.

Ankara Savaşının önemli neticeleri arasında; Anadolu Türk birliğinin parçalanması, Bizans ve İstanbul fethinin elli yıl daha uzaması ve Osmanlı Devleti’nin gelişmesinin en azından yarım asırdan daha fazla gecikmesi sayılabilir.

Timur Han, Ankara Savaşında kırk bine yakın zayiat vermiştir. Halbuki o, bu muharebeye kadar altı binden fazla kayıp vermemişti. Buna, Osmanlı ordusundaki sevk ve idarenin mükemmeliyeti sebep olmuştur.

Bazı tarihçiler, Yıldırım Bayezid Han ile savaştığı için Timur Han’ı haksız olarak kötülemekte, harp sahasında olanları, zulüm ve ortalığı kana boyamak şeklinde söylemektedir. Halbuki bunun iki devlet arasında bir hâkimiyet savaşı olduğu unutulmamalı, bu savaş, tarafsız bir şekilde ele alınıp değerlendirilmelidir. (Kaynaklar: Neşrî, Kitâb-ı Cihân-nümâ; Âli, Künh’ül-Ahbâr; Tarih-i Solakzâde; Âşıkpaşa-zâde, Tarih; Lütfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman; Kantemir; Aksun, Ziya Nur, Osmanlı Tarihi; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi; Öztuna, Türkiye Tarihi; Devletler ve Hânedânlar, ilgili bölümleri…)
***

S O N U Ç

Tarihimizin en hazin sayfalarından biridir, Ankara Meydan Muhârebesi. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat inancına mensup iki Türk hükümdârının mücâdelesi… Tâbir câizse, iki dolu testi birbirine çarpmış ve neticede biri kırılıp dağılmıştı.

Bir başka ifadeyle; devrinin Horasan erenlerinin başında gelen Emir Sultan (Şemseddin Muhammed Huseynî)’ın kayın pederi olmasına rağmen, hakkında içki içtiğine dair iddialar da bulunan Yıldırım Bâyezid Han; zamanın kutbu’l-aktabı Nakşi yolu-zikr-i hafi usulü silsilesinin beş büyüğünden biri bulunan Şah-ı Nakşibend hazretlerinin tekkesinden silkelenen halıların tozlarını teberrüken yüzüne çalan, Allâme-i Taftazani, Seyyid-Şerif Cürcani gibi dönemin gözde âlimlerini yanından ayırmayan Aksak Timur’a mağlup olmuştur. Neticeye zahiri sebeplerin dışında bir de bu cihetinden bakmak, herhalde bâtın erbabı açısından farklı bir değerlendirme olur. Dolayısıyla şaşılacak bir vaziyetin olmadığı görülür.
***

İSTİDRAD: Aktâb, tasavvufta en büyük veli anlamına gelen kutub kelimesinin çoğulu, kutublar demektir. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) zâhir ve bâtınana tamamiyle-kemaliyle vâris olan kutba kutbu’l-aktâb (kutubların kutbu), kutbu’l-irşâd (rehber/kılavuz kutub) veya kutbu’l-ekber (en büyük kutub) denir. Her üç tabir de insanları-cinleri irşad ve onların hidâyete ermelerine kılavuzluk etmekle vazifeli bir Allah dostu (Vevlâyet-i ulyâ makamında bulunan velî zat) manasınadır. Bu velînin yeryüzünden Arş’a kadar her şeyde tasarrufu vardır.

Diğer taraftan evtâd, biri doğuda, diğeri batıda, öbürü kuzeyde, bir diğeri de güneyde bulunan dört büyük veli’nin ünvanıdır.

Büdelâ, tasavvufta yediler tabir edilen velilere verilen isim. Bunlar, çok uzak yerlere gidip gözden kaybolduklarında yerlerine her yönden kendilerine benzeyen canlı bir bedeni bedel olarak bırakabilirler.

Keza tasavvufta kendilerine kırklar (40 erenler) denilen velilere de Nücebâ denir. (Tehânevi, Muhammed b. Ali, Keşşâf-ı Istılât-ı Fünûn, Hind, 1862, İst., 1318, 2, 1268; İbn Arabi, Füsûs, 39; Kâşâni, Abdurrezzak, Istılâhâtu’s-Sûfiyye, Kahire, 1981.)
* * *

Hicri ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbani hazreteleri, Emir Timur’un ahirete imanla irtihal ettiklerini /gittiklerini de ifade etmişlerdir. O bakımdan haklarında ileri-geri konuşmaktan şiddetle hazer etmek / kaçınmak gerekir. Zira en azından, öldükten sonra bir mü’min hakkında kötü konuşmak doğru bir hareket değildir. Hadis-i şerifler bunu natıktır. Uygulamalarıyla da göstermiştir Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.)…
* * *

NÜKTELER – ANEKDOTLAR

NE SİVAS GİBİ KALEN, NE ERTUĞRUL GİBİ OĞLUN GİTTİ!..

Yıldırım Bayezid Han (rahmetullâhi aleyh), devletinin geleceği için en fazla ümit beslediği bir veliahd olarak şehzâdesi Ertuğrul’u, diğerlerinden daha önde tutuyordu. Bu sebeple onu, Sivas’a vâli olarak göndermişti. O burada devlet idaresi ve diplomasiyi öğreniyor, ileride Osmanoğlu’nun hayru’l-halefi olmaya hazırlanıyordu.

Ne var ki Timur (rahmetullâhi aleyh) da, Anadolu’da kasırga gibi esmeye başlamış ve Osmanoğlu ile olan üstünlük ve hâkimiyet dâvâsı sahralara dökülmüştü. Bu günlerden birinde, Timur’un yolu Sivas’a da uğrar ve şehirde taş üstünde taş, beden üstünde baş bırakmayacak bir tahribat yapar. O anda vali Ertuğrul’a da kıymış ve Yıldırım’ın sevgili şehzadesini de, genç ekin misali biçmiştir. (Bir rivâyete göre de Ertuğrul, bu günlerde yakalandığı bir hastalık sebebiyle ölmüştür.)

Yıldırım Hân’a acı haberi götürenler, önce Sivas’ın mı, yoksa şehzâde Ertuğrul’un mu yitirildiğini haber vermekte hayli tereddüt geçirirler.

Yıldırım Bayezid Han’ın çifte matem yaptığı bu günlerden birindeydi. Kederini dağıtmak ve belki gözyaşlarını kimseye göstermemek için, birkaç mahrem dostuyla Bursa civarında bir gezintiye çıkmıştı. Bir müddet sonra koyunlarını önündeki ovaya salmış, sırtını koyu gölgeli bir çınarın gövdesine dayamış yalnız bir çoban gördüler. Koyunlar uslu uslu otluyor, çoban da kaygısız kaygısız kavalına üflüyordu. Bu rahat manzara padişahın dikkatini çekmişti… Birkaç dakika imrenerek seyretti… Ve sonra dilinden mi, yoksa ruhundan mı koptuğu belli olmayan şu sözlerini mırıldandı:

“Çal çoban çal! Keyif de senin, rahat da… Ne Sivas gibi kalen gitti; ne Ertuğrul gibi oğlun!..”

Büyük davaların adamları, büyük dertlerle imtihan olunur… Çileleri de büyüktür! “Allah dağına göre kar verer!” Herkesin dışarıdan bakıp da imrendiği insanların derunî çileleri, bir anda diğerlerinin üzerine çökse, ateşin buz dağını erittiği gibi, imrenenin ruhunu eritir giderdi şüphesiz. O bakımdan, imtihan dünyasının cilvelerine alışkın olanlar, başkalarına gıpta edip imrenmek yerine, hallerine şükretmeyi tercih etmişlerdir.
* * *

BUNLARDAN HANGİSİ ŞEHİTTİR?

Emîr Timur rahmetullahi aleyh, Halep şehrini zaptederken, pekçok Müslüman kanı akmıştı. Savaştan sonra din adamlarını toplayarak sordu:

— Muharebe esnasında sizden ve bizden epeyce adam öldü, dedi. Söyleyin bakalım bunlardan hangisi şehittir?

İbnüşşahne ayağa kalkarak şöyle dedi:

— Sizden ve bizden olması bir şey değiştirmez; kim Allah’ın ism-i Celil’ini yüceltmek için mücadele ve mukatele etmişse, o şehittir.
* * *
Ülkeler kılıçla alınır, ancak adaletle korunur. (Timurlenk r.alyeh)
* * *

KÖR İLE TOPALA KALAN DÜNYA

Savaş sonrasıydı. Yıldırım Bayezid Hân mağlup ve esir olmuştu. Ancak o da bir Türk hükümdarı olduğu için töreye uyuldu ve silâhı alınmadı.

Onu Emir Timur’un huzuruna getirdiler. Üstü-başı toz toprak içinde olmasına rağmen, dimdik duruyordu. Vakar ve haysiyetinden hiçbir şey kaybetmemiş ve galibin önünde eğilmeyi zûl addediyordu. Hayatının bu en zilletli anında dahi tam bir yaralı aslan gibiydi.

Timur ona baktı, baktı, baktı… ve bir müddet sonra gülmeye başladı. Bu gülüş Yıldırım’ı çileden çıkarmaya yetmişti:

— Allâh’ın bedbaht etmiş olduğu birisiyle alay etmek fenâdır! dedi. Timur hâlâ gülüyordu…

— Sana değil, dedi, Allâh’ın bu dünyayı senin gibi bir “kör” ile benim gibi bir “topal”a bıraktığına gülüyorum.

Timur, Yıldırım’ı Akşehir’de muhafaza altına aldırdı.

Rivâyete göre onun, huzûrunda eğilmesini çok istiyor; Yıldırım da bunu hissettiği için, aslâ tâviz vermiyordu.

Nihayet Timur, girişi alçacık bir otağ yaptırıp içine oturdu ve Yıldırım’ı huzuruna istedi. Yıldırım otağın kapısına gelince, kılıcını sıyırıp bütün pazu kuvvetiyle aşağıdan yukarıya çaldı. Sahtiyandan mâmul otağ, tam da Yıldırım’ın boyu kadar yarılmıştı. Kılıcını kınına koydu ve dimdik huzura girdi. (Rahmetullâhi aleyhimâ)
* * *

“EL-İYÂZÜ BİLLÂH”

Timurlenk’in, Nasreddin Hoca merhum ile sohbet ederken bir ara;

— Abbasi halifelerinin isimlerinin sonunda, Allah lafzı da var… Kimine “el-Mu’tesım Billah”, kimine “el-Mütevekil Alellah” ve kimine de “el-Kaim Biemrillah” deniliyor. Bu lakaplar bizim için de âdet olsa, acaba bana hangi lakap yakışırdı? demesi üzerine, Timur’un sert mizacını bilen Hoca merhum, büyük bir cesaret ve hazırcevaplıkla;

— “el-İyâzü Billah (Allah’a sığınırız)”, deyiveriyor.
* * *

TİMURLENK’İN FİLLERİ

Bileceğiniz üzere Timurlenk, filleri çok severmiş. Özellikle de muharebelerdeki faydalarından dolayı… Bakımı oldukça zor olan fillerini de, civar köylere birer birer gönderirmiş. Nasrettin Hoca’nın köyü de, bu fillerden nasibini almış. Filler zaten obur olurlar ama Hoca’nın köyüne gönderilen fil, çok daha oburmuş. Ne yerse yesin bir türlü doymak nedir bilmiyormuş. Köyde, filden dolayı adeta kıtlık başlamak üzereyken, köylüler toplanıp, filin iadesine karar vermişler. Hep beraber Timurlenk’in huzuruna gidip, kendilerine gönderilen fili besleyemediklerini belirtip, geri almasını isteyeceklermiş. Bunun için de, Nasrettin Hoca’yı sözcü seçmişler ve belirlenen gün gelince de, Timurlenk’in huzuruna çıkmışlar.

Timurlenk, şöyle yukarıdan aşağıya doğru gelenleri süzdükten sonra, sert bir sesle, Hoca’ya;

— Söyle bakalım, ne istiyorsunuz? dediğinde, Hoca konuşmadan, önce sağına-soluna bir bakmış; ne görsün, gelenlerden kimse yok. Kekeleyerek;

— Efendim, demiş, bizim köye gönderdiğiniz fil var ya… Onun için geldik de…

— Evet… Ne olmuş o file?

Hoca son bir çaba ile başını çevirerek arkasına bakmış. Ve arkasında da, köyden gelen hiç kimse kalmadığını, herkesin bir tarafa kaybolduğunu fark edince, yalnız bırakılmanın da sıkıntısı içerisinde Timurlenk’e dönmüş;

— Efendim biz gönderdiğiniz erkek fili çok sevdik de, acaba bir tane de dişi fil gönderir misiniz diyecektim!.. cevabını vermiş.
* * *

BiLiYOR MUYDUNUZ?

1930′lu yılların birinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın, Anadolu’yu tenvir (!) etmek için çıktığı turnenin Sivas durağında bir konser verdikten sonra, gazetecinin birinin konseri dinleyen bir vatandaşa,

- “Konseri nasıl buldunuz?” diye sorması üzerine zavallı adamcağızın, sağına-soluna ürkekçe bir göz gezdirdikten sonra gazetecinin kulağına,

- “Vallâ beyefendi, Sivas, Sivas olalı, Timur’dan beri böyle zulüm görmedi” diye cevap verdiğini…

Biliyor muydunuz?
* * *

SON OLARAK TİMUR HAN’IN VASİYETNAMESİNDEN BAZI BÖLÜMLER

Benden sonra bazılarınız Allah’ın (c.c.) yardımıyla hükümdar olacaksınız. Bunun için size en büyük armağan olarak, başarı yollarını gösteren bir nizamname, benim şaşmadan uyguladığım düsturları / ilkeleri bırakıyorum. Dilerim bunlar sizin için bir baht kaynağı olsun. Bu ilkeler, bırakacağım devletin bekası için idare tarzımız, hâl ve hareketlerimiz için esas olsun.

— Allah dinini; İslâm’ı ve şeriatını dünyaya yayın. Her zaman, her yerde İslâmiyeti tutun.

— Düşman ordularını yenmek ve kaleler fethetmek için ilim adamlarıyla görüşmenin faydası çoktur. Onlara danışmak şarttır. Bunun tedbir almada, uyanık bulunmada faydası çoktur.

— Nizam ve kanunlara bağlılık esastır. Bunu kutsallaştırdım. Onun için nazırlar, kumandanlar ve halk, bulunduğu rütbe ve sınıftan memnundu. Adalet ve tarafsızlıktan ayrılmadım. Adalet ve iyi niyete dayanarak hüküm verdim. Fakat disipline de çok önem verdim. Ezileni ezenin elinden kurtardım. Plânıma karşı çıkanlara, hatta bana kılıç çekenlere bile aman dedikleri zaman iyi niyetli davrandım. Hak ettikleri saygıyı gösterdim.

— Peygamber soyundan gelenlere (seyitlere-şeriflere), ilim adamlarına, hukukçulara, mütefekkirlere / düşünürlere ve tarihçilere özel ilgi gösterdim. İyi ve cesur adamlar benim dostlarımdı. Âlimlerle devamlı istişare halinde bulundum. Dedi-kodu edenleri, gıybet yapanları saraydan kovdum. Bu gibilerin fikirlerine kulak asmadım.

— Düşünüp başladığım bir işi yapmakta azimli hareket ettim. Davranışım düşündüğümden ayrı olmadı. Allah’ım, beni kötü hareketlerden dolayı cezalandırır korkusu daima içinde yaşadı.

— Hazret-i Âdem’den Hazreti-i Muhammed’e (salavâtullahi aleyhim ve alâ Nebbiyyina hâssa) ve ondan sonra benim zamanıma kadar gelip geçmiş, devlet başkanlarının ne gibi kanunları olduğunu ilim adamlarından sordum, öğrendim. Onların hâl ve hareketleri, bilgileri, hikmetli sözleri genç yaşımda kalbime yerleşti. Onların fikirlerini, davranışlarını örnek aldım. Yıkılışlarının sebeplerini de araştırdım ve onların düştüğü hatalara düşmemeye çalıştım. Vergilerde adaletsizlikten sakındım. Kötü niyete, rüşvete, zulme fırsat vermedim. Çünkü bunun, isyanı, başka kötülükleri doğuracağını, bu kötülüklerin de ırkı ve cemiyeti mahvedeceğini biliyordum. Tecrübeler ve yasalar bana gösterdi ki, din ve hukuk üzerine kurulmayan bir devlet; uzun zaman yaşayamaz. Böyle devlet çırılçıplak olup kendisini gören herkese karşı gözlerini yere dikmiş ve herkesin yanında saygı ve değerini yitirmiş adama benzer. (Ufuk Çizgisi, Aylık Fikir Kültür ve Sanat Dergisi, Kasım 1989, Yıl: 1, Sayı: 2, s. 34)
TİMUR’UN MEZARI RUSLAR TaraFINDAN AÇILMIŞTI!!!

Arkadaşlar tarih yolculuğumuza bugünde fazla bilinmeyen konulardan biriyle devam ediyoruz.O da Timurla ilgili…
1402 yılında ki Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i yenerek onu esir alan kişi olarak bildiğimiz Timur veya topal olduğundan dolayı Timurlenk adıyla bilinen Timur’un mezarı 1941 yılında Rus bilimadamlarınca üzerinde araştırma yapılmak üzere açılmıştı.
Timurun asıl mezarı bugün genelde üst katta ziyaret edilen sanduka değildir.Asıl mezar o ziyaret edilen yerin altında bulunan ve girişine çok özel kişilere özel izinlerle,izin verilen asıl mezar alt kattadır.
Timurun asıl mezarı 1941 de açılmış,iskelet haline gelmiş olan ceset foğraflanıp,filmede alınmıştır.
Ceset üzerinde araştırmalar yapıldıktan sonra ,tekrar yerine konulmuştur.
Hatta bu durum yüzünden özbek Halkı bu durumun rusyaya uğursuzluk getirdiğine ve 1941′de başlayan Almanya’nın Rusya’yı işgal etme’sinin altında Rus’ların Timur’un cesedini yerinden çıkarmış olduklarına inanıyorlardı.
Sonra tarihin bir cilvesidir ki Timur’un cesedi yerine konulunca Rusya Almanlar üzerinde üstünlük kazanmaya başlamıştır..Ve en sonundada Almanya yenilmiştir..!

Timur’un bir büstü

Irkımız Sağolsun

WwW.BoZKuRTLaRSeSLi.NeT WwW.BoZKuRTLaRSeSLi.CoM

Etiketler:
SESLI SOHBET GIRISI
Comments are closed.

Sesli Sohbet Girisi
Menü
 ŞEHİTLER ÖLMEZ
Katagoriler
Arşiv
Sayfalar